Skip to content

Organik Ürün Meselesi

Son zamanlarda en irite olduğum kelime şu “organik” kelimesi. Özellikle sosyal medyada herkes bir organik ürün fanatiği,  herkes bir sağlıklı beslenir, herkes  kendine aşırı dikkat eder oldu. Yanlış anlamayın keşke hepimiz vücudumuza çok iyi baksak, yediklerimizi kontrol edebilsek ama bu son zamanların trend’i bana biraz “takıntı” olmaya başladı gibime geliyor, daha da önemlisi maalesef biz kendi elimizle ve bile bile “organik ürün” endüstrisini yarattık! Bir de bunun bebekli ve çocuklu anne versiyonları var ki sormayın.

Neden Organik Ürün?

Etrafta daha önce adını duymadığımız mercimek unları, nohut unu ve kinoa unu gibi kavramlar hayatımıza girdi ve sanırım bunları kullanmak aşırı “cool” olmaya başladı. Zira bir arkadaşımızın evine gidip kazara dolabında beyaz un görürsek sanki suç işlemişçesine 155 Polis imdat hattını arayıp arkadaşımızı ihbar edeceğiz. Yazımın ilk başında da dediğim gibi organikçi anneler bence işin daha da vahim tarafı. Çünkü gıda endüstrisi öyle bir hal aldı ki, özellikle anneler’i en hassas yerlerinden yani yavrularından yakalayıp instagram üzerinden ne idüğü belirsiz markalar (eminim kaliteli markalar da vardır, sözüm meclisten dışarı) üzerlerinde herhangi bir yasal kontrol olmayan, herhangi bir bakanlık tarafından onaylanmamış ve hangi şartlarda üretildiği bile belli olmayan ürünleri fahiş fiyatlara anneler’e satıyorlar maalesef. Önüne bir de “organik” kelimesi eklenince de gözü kapalı herkes satın alıyor sormadan, sorgulamadan. Hatta o çok satış yapan sayfaların birkaçının internet sitelerine girdim. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU mevzuatına göre ürünlerin üzerinde organik amblemi’nin olması da zorunlu. Yani öyle gidip etiket üzerine organik yazarak organik olunmuyor sevgili İnstagram popüleri üretici arkadaşlar. Ürünlerin eski usüllerle yapılıyor olması onları malesef organik yapmıyor, bu konuda bir anlaşalım öncelikle.

Türkiye’de organik ürün üretimi mümkün mü?

Benim bu konuda kişisel görüşüm, organik meselesine çok takılmamak, daha doğrusu takıntı haline getirip hayatı kendine zindan etmemek. Böyle diyorum çünkü çevremde o kadar çok anne var ki organik takıntısı olan. Bir kere Türkiye şartlarında kontrolleri ne olursa olsun bir şeyin yüzde yüz organik olacağına inanmıyorum. Bu yazıyı yazarken bir kaç kaynak da kurcaladım. Örneğin Amerika Tarım Bakanlığı’nın websitesinde bir ürün’e organik sertifikasının verilme kriterleri açık açık yazılmış ve çok sıkı bir şekilde takip ediliyor. Bazı tekniklerin kullanılmaması (genetik mühendisliği, ışıkla iyonize edilmesi), en yakın tarım alanında kullanılan ilaçlar gibi bir çok kriter var bir ürünün organik olması için. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU bir ürünün organik olması için gereken kriterleri sıralamış. Tek sıkıntı organik sertifikasını veren kurumlarda aslında. Bu kurumlar müteşebbis firmaları ne sıklıkla ve hangi yöntemlerle denetliyor?

Bu arada kavram karmaşası da bu konunun başka bir bacağı. Bizde nedense bir ürün ilaçlanmamışsa ona organik diyoruz. İlaç koymuyoruz ama hibrit tohum kullanıyoruz gerisi hikaye ne de olsa. Sonra etiket fiyatını normal fiyata göre 3 katı yazıyoruz, alın size nur topu gibi bir organik ürün. Yani demem o ki ilaçsız tarım ve organik tarım’ı birbirinden ayırmamız lazım öncelikle.

O yüzden bebeklerimize ve çocuklarımıza yemek yaparken illa organik olsun diye ne idüğü belirsiz yerlerden, üzerinde herhangi bir kontrol ve denetim yapılmayan yerlerden alışveriş yapmayın. Diğer ürünlere öcü muamelesiyle yaklaşmayın. Hiç erişemeyecek durumdaysanız gidin süpermarketlerden alın üzerinde organik yazan ürünleri. Çünkü büyük zincir mağazalar inanın internetteki satıcılardan çok daha ciddi bir şekilde kontrol yapıyorlar. Yani üzerinde organik amblemi olmayan ürünleri raflarına koymazlar bile emin olun. Hatta imkanınız varsa siz yetiştirin. Biz bu yaz yapabildiğimiz kadarıyla her şeyi bahçemizde yetiştirdik. Domates, salatalık, elma, biber, yeşillikler, patlıcan ve kabak. Ve inanın bunları yapmak hiç zor değil. Ayrıca dalından koparılan o salatalığın öyle bir tadı var ki sormayın. Bu arada geçen gün annem pazardan organik domates aldım hem de kilosu 2 lira dedi. Şimdi o kadar çelişkilerle dolu bir cümle ki. Bir kere bu yaz yetiştirdiğimiz domateslerden biliyorum, hiç ilaç kullanmadık ve ortalama da ektiğimizin sadece %20’sini yiyebildik. Diğer kalanları kuş ve böcek arkadaşlarımız yemişler sağolsun 🙂 O sebeple tarım işi zor hatta çok zor. Bu yüzden gerçekten ilaçsız tarım (bakın organik bile demiyorum) yapmak inanılmaz maliyetli ve o emekler de ciddi bir oranda etiketlere yansıyor.

Yazımı Mehmet Öz’ün bir sözüyle bitiriyorum. “Sağlıklı olmanız için %1 bile organik beslenmeniz gerekmez” 🙂

Beslenme konusundaki diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

minikyolculuk View All

Aslen Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunu ama bir şekilde kendini kurumsal hayatta bulmuş beyaz yaka bir anne, makine mühendisi ama ilaç sektöründe çalışan bir baba ile minik Demir'lerinin keyifli yolculukları.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: