Advertisements
Skip to content

Kıbrıs Gezilecek Yerler II- Girne ve Lefkoşa



Gezimize devam ederken dinlenmek üzere otelimize gidiyoruz. Biz Girne’de Olive Tree otel’de kalıyoruz.

Gayet ortalama bir otel ama Kıbrıs’ta genelde otel fiyatları çok yüksek olduğundan fiyat performans açısından değerlendirilebilir.

Akşama doğru gün batımı için Girne’deki Eziç Peanuts’a gidiyoruz. Deniz’in neredeyse içinde harika manzarası olan bir yer. Ben bayılıyorum. Kocaman bir mekan, rezervasyona gerek yok ve otoparkı var. Denize yakın tarafta oturmak biraz zor, zira İngiliz turistlerden fırsat kalmıyor. Ama yukarılarda da otursanız denizi çok geniş bir açıda görüyorsunuz. Mekan enteresan, oturur oturmaz önünüze yer fıstığı geliyor. Masanın ortasında ufak delikler var, yediklerinizin çöpünü oraya atıyorsunuz. Yemek seçeneği çok fazla, fiyatlar Kıbrıs ortalamasına bakınca gayet uygun. Bu arada porsiyonlar da aşırı ama aşırı fazla. Oraya gitmişken mutlaka özel soslu Kıbrıs patatesini deneyin, biz bayıldık 😊 2 bira, 1 Kıbrıs patatesi, 1 dynamite karides ve 1 hellimli salataya 130 TL ödüyoruz.

Eziç Peanuts

Ertesi gün rotamuz Girne ve Lefkoşa ile devam ediyoruz. Önce Girne’ye gidiyoruz. Bu arada Kıbrıs’ta içki neredeyse duty free’den bile ucuz. Ertan market’e uğrayarak içki ve bilimum çikolata, sigara ürünleri alabilirsiniz çok uygun fiyata.

Girne çarşısının içinde gezdikten sonra Girne Kalesi’ne doğru yürüyoruz. Giriş 7 TL, kaleler çok iyi korunmuş durumda. Harika bir manzara eşliğinde tarihe yolculuk yapıyoruz. Girne Kalesi’nden çıktıktan sonra St. Hillarion’a doğru gidiyoruz. Burası çok enteresan. Dağın başında bir kale. Buraya giderken yanınıza fazladan tshirt ve rahat ayakkabı alın. Biz ortalama 8000 adım attık. Oldukça dik ve uzun merdivenlerden çıkacaksınız, buna hazırlıklı olun. Çıkarken bol bol arkanıza bakın çünkü tüm Kıbrıs ayaklarınızın altında.

St. Hillarion’u gezdikten sonra utanç yuvası Mavi Köşk’e doğru gidiyoruz. Burası da beni en çok etkileyen yerlerden biri oldu. İtalyan asıllı Rum Pavlides tarafından yaptırılmış 13 odalı bir köşk, her odası farklı renkte boyanmış, en alt katında bir tavernası bile var. 1957’de inşa edilmiş, ona rağmen evde duvardan ısıtmalı/soğutmalı klima,tavernanın içinde kuzu çevirme yapmak için yapılmış bir mekanik yapı, havuz ve o dönem için lüks olarak düşünebilecek herşey mevcut. Mavi köşk askeriyenin içinde, gezerken de askerler eşliğinde tur yapıyorsunuz. İçeride fotoğraf çekmek yasak. Dönemde Türkler o kadar zorluk yaşarken, hain Pavlides bu köşkü silah kaçakçılığı yapmak için kullanmış ve büyük bir lüks içerisinde yaşamıştır. Ne diyelim inşallah cehennem vardır da bir köşede sen bu yaptıklarının bedelini ödüyorsundur Pavlides.

Mavi Köşk sonrasında Lefkoşa’ya gidiyoruz. Lefkoşa benim en beğendiğim yerlerden biri oluyor. O kadar bakımsız olmasa bir Avrupa şehrinden farksız olmayacak. Resmen tarih kokuyor sokaklar. Evlerin birçoğu eski haliyle duruyor, bir kısmı da  Roman’lar tarafından kullanıyor ve harabe duruyor. Hemen Lefkoşa çarşısının sonuna doğru sınır var. Yunanlar ve Kıbrıs Türkleri sınırı yürüyerek geçiyorlar, çok garip geldi ilk bakışta 😊

Lefkoşa’da Büyük han’ı geziyoruz hemen. 1572 yılında Osmanlılar tarafından yaptırılmış. Bursa’daki Kozahan’a çok benziyor. Orayı gezdikten sonra Selimiye Camii’sine doğru gidiyoruz. Kıbrıs’ın en büyük ibadethanesi olduğu söyleniyor.

Büyük Han, Lefkoşa

Lefkoşa’yı gezdikten sonra akşam Gönyeli’de bulunan Bizim Meyhane’ye gidiyoruz. Çok enteresan bir yer. Rezervasyonsuz gitme şansınız yok, zaten sadece 15-20 masa var. Fix menü, oturu oturmaz hemen masanıza mezeler geliyor. Gece boyunca meze, ve et yemeğe doyamıyorsunuz. Biz bir noktada artık bize et getirmeyin dedik çünkü sonu yok. Sahibi Emir Ali abi çok tatlı, elinde kocaman bir bardak viskisiyle herkesle tek tek ilgileniyor. Benim kuzu eti yemediğimi 10. Saniyede uzaktan anlıyor ve masamıza gelip size başka bir et hazırlatayım diyor. Sahi kaldı mı böyle esnaflık? Kişi başı içki dahil 125 TL ödeyip kalkıyoruz, şaka gibi.

Ve Kıbrıs gezimizi harika bir yemekle bitiriyoruz. Ah yavru vatan, seni gezerken içimde he bir hüzün vardı. Bu topraklar hiç kolay kazanılmadı değerini bilmemiz lazım…

Diğer seyahat yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.



Advertisements

minikyolculuk View All

Aslen Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik mezunu ama bir şekilde kendini kurumsal hayatta bulmuş beyaz yaka bir anne, makine mühendisi ama ilaç sektöründe çalışan bir baba ile minik Demir'lerinin keyifli yolculukları.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d bloggers like this: