Evde Ekmek Yapımı- Ekşi Mayalı Ekmek 101

Bu yaz tatile Yunanistan’a gittik ve Demir’le dışarıda yemek yemek bir hayli zor olduğu için bazen evde yemek yemek zorunda kaldık. Açıkçası eşim de ben de aşırı evcimen olduğumuz için ve özellikle yurt dışına gittiğimizde lokaller gibi yaşamayı deneyimlemek istediğimiz için halimizden çok memnunduk 🙂 Kaldığımız yer Halkidiki’de bir Lidl market vardı, evde yediğimiz bir gün oraya gittik. Bakery bölümüne girip ekmek alalım dedik, iyi mi ettik kötü mü ettik bilmiyorum ama o ekmeği yediğimiz günden beri Türkiye’de yediğimiz ekmeklerden tat alamaz olduk. Ülkemizde maalesef ekmeklerin içine mayayı doldurup, şişkin ama lezzetsiz ekmekleri önümüze sunuyorlar. Ekmeği yaparken çok muhtemel musluk suyunu kullanıyorlar (evet sebze yıkarken bile benim kullanmaya çekindiğim o korkunç Terkos suyu). Hijyen koşullarını geçtim, gerçekten çok tatsızlar. Yaşadığımız yerde bir sürü fırın var. Mükemmel ekmeğin peşine düştüğümüzden beri o fırınların hepsini de denedik, sonu koca bir hüsran. Son zamanlarda bazı butik işletmeler çok güzel ekmek yapıyorlar ama kimse kusura bakmasın 600 gr ekmeğe 19 TL neden verelim? 

Ekmek Türk kültüründe çok önemli. Sabah kahvaltısından akşam yemeğine kadar tüm öğünlerde o masada mutlaka ekmek olacak. Evde ekmek almaya gitme kavgaları yaşanacak. Ama bir millet düşünün ki ekmeği bu kadar severken ekmeği bu kadar sağlıksız ve lezzetsiz yapacak. Sonuç olarak mükemmel ekmeği bulma yolculuğumuz whatsapp grubunda bir gün sitedeki bir kişinin “ben ekşi mayalı ekmek biliyorum ve öğretmek istiyorum” demesiyle başladı ve bu satırları yazarken 4. ekmeğimi yapıp çoktan ailecek midemize hüpletmenin sevincini yaşıyorum. Sahi bu yediğimiz ekmekse daha önce dışarıdan satın alıp yediklerimiz neydi? 

Gelin size de ekşi mayalı ekmek nasıl yapılır adım adım anlatayım, ancak baştan söyleyeyim bu süreç çok meşakkatli ve sabır istiyor. Hemen sonuç almak isteyip ekmekle bu kadar uğraşamam derseniz, maalesef ekşi mayalı ekmek size göre değil. Ama yok çok heveslendim öğrenmek istiyorum diyenlerdenseniz hadi buyurun burada tarife geçelim. 

Advertisements

Sebzeli Kek (+1 yaş ve üzeri)

Bu sebzeli kek efsane, bu sebzeli kek olay! Aslında sadece bebekler için değil yetişkinler de bayılarak yiyiyor. İçindeki sebzeleri mevsime göre ekleyip çıkartabilir, bebeğinizin özellikle sevmediği sebzeleri ekleyerek yemek yeme savaşını siz kazanabilirsiniz 🙂

Gelelim tarife ;

Malzemeler

2 su bardağı tam buğday un

1 adet patates

1 adet havuç

1 adet pırasa

1 adet kuru soğan (pırasa kullanıyorsanız eklemek zorunda değilsiniz)

1 su bardağı yoğurt

1 paket kabartma tozu

1 su bardağı sıvı yağ (tercihen zeytinyağı)

Tuz

Karabiber

3 yumurta

İsteğe göre peynir

Yapılışı

Bir yanda sebzeleri minik minik küp şeklinde doğruyoruz. Hepsini çiğ olarak kullanacağız. Diğer yanda da yumurtaları mikserle çırpmaya başlıyoruz. Yumurtaları çırptıktan sonra (normal kek yaparkenki kadar çok çırpmanıza gerek yok) içine yoğurt ve sıvı yağ ekleyerek 2-3 dakika daha çırpmaya devam ediyoruz. Çırpma işlemi bittikten sonra son olarak doğramış olduğumuz sebzeleri ekliyoruz. Sebzeleri de koyduktan  sonra tuz, karabiber, kabartma tozu ve unu ekleyerek kıvamını kontrol ediyoruz. Bu kek sebze yoğunluklu bir kek olacak, o sebeple sebzeler unlu karışımın içinde yüzmeyecek 🙂 İsteğe bağlı olarak içine beyaz peynir, maydanoz ve dereotu da ekleyebilirsiniz. Yine aynı şekilde üzerine çörek otu ya da susam da koyabilirsiniz. Susam alerjen olduğu için kullanırken mutlaka dikkat etmelisiniz.

Doktorunuza danışmayı unutmayın. Afiyet olsun.

Bebekler için diğer yemek tariflerimize buradan ulaşabilirsiniz.

Organik Beslenme Yazı Dizisi – 1

Offf offff, en zor konuya başlıyorum. Uyarayım sizi okuyucular, organik yiyecek  ve organik tarım konusu insanların en hassas olduğu konulardan biri ve ben doğruyu bulmak için sadece kanıtlanmış bilimsel makaleleri kullanacağım. Yazıların içinde ve altında referans makaleleri görebilirsiniz. Özetle bu konuyu merak ediyorsanız, instagramda sürekli sallayan fenomenler yerine gerçekleri takip ediniz.

Organik Tarım –  Giriş

Öncelikle bir kaç bilgi ile başlayalım, tüm bu organik sebze meyve konusu hayatımıza Amerikalılar sebebi ile girdi. DDT isimli toprakta ve sebzelerde kalan böcek ilacını 1960-1970’lerde o kadar hoyratça kullandılar ki, yaptıkları araştırmalarda anne sütünde DDT görünce paniklediler.

DDT yasaklandı 1972’de, Türkiye’de ise çok sonraları hala kullanılmaya devam etti. Hala da kullanlarımız maalesef var. Bu arada Anne-babalarımız organik yiyordu, sağlıklı yiyordu falan diye düşünen varsa; o kadar emin olmasın diyelim. Özellikle büyük çiftçiler üretimlerinde bolca kullandılar.

DDT olaylarından sonra organik yiyecek ve tüketimi popüler oldu.

Örneğin, Avrupa Birliğinin 28 ülkesinde organik üretim yapılan arazilerin toplam tarım arazilerine oranı çok hızlı bir şekilde arttı.1

  • %0,1 – 1985
  • %0,6 – 1995
  • %3,6 – 2005
  • %6,2 – 2015 (bugün neredeyse Türkiye’nin tarım topraklarına eşit bir alanda organik üretim var AB’de
Türkiye’de Durum Nedir?

Türkiye’de ise tarım arazilerinin %85’i küçük çiftçilerde ve bölük pörçük olduğu için, organik tarım yapmak ve maliyetleri düşürmek mümkün değildir.  Türkiye’de 57 bin 560 kişi,523 627 hektarda organik çiftçilik yapıyor. Avrupa Birliğinde %6,2 olan oran, bizde sadece %1,9.2

Bu arada bu %2’lik oranın içinde de bazı örnekleri biliyoruz. Örneğin, beyaz yakalıların çok sevdiği bir çiftlik var Türkiye’de. 2 km yakınında uranyum madeni var, radyasyon ölçümleri sertifikayı bozmasın diye yapılmıyor. Bu sebeple Yapılsa da yer altında gelen suyu ölçmedikten sonra anlamı da yok. 3

Bilimsel devam etmek istediğim için son not, Türkiye’deki saçmalıklara fazla girmeyeceğim ama bu sene bahçesinde 14 ağaç olan bir eve taşındım. Ağaçlardaki meyveler, tam organik olsun diye ne ilaç attım, ne de gübre. Altta sonuçları görün,

  • 3 elma ağacı, 300 kg elma verdi. 10 kilosu hariç hepsi kurtlu 😊
  • Nar ağacı, 9 adet nar verdi ve onları da kurtlar yemeye çalışıp başaramadı.
  • 2 armut ağacı, 40 kg armut verdi. Çoğu iyi durumda idi, eşek arıları ve dev kelebekler yarısını yedi
  • Eriklerin boyları küçük kaldı, örümcek ve karıncalar ile paylaştık.
  • Kiraz, normal kirazların çekirdeği kadar kaldı.
  • Üzümler iyiydi lafım yok.
  • 2 Dut ağacının durumu feci, salyangoz, saka kuşu, örümcek herkes orada.
Organik tarımda şunu gördük, yarısı sana yarısı doğaya; Bu sebeple kimse bana markette tertemiz gözüken, şekilleri düzgün organik meyve aldıramaz.

Dizi bundan sonraki yazılarda konu başlıkları ile ilerleyecek. İkinci yazım, organik yiyecek tüketimi ve insan sağlığı üzerine yapılan çalışmaların tartışılması.

Organik Beslenme konusundaki diğer yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Ref.1 Willer H, Schaack D, Lernoud J: Organic Farming and Market Development in Europe and the European Union. In: The World of Organic Agriculture – Statistics and Emerging Trends 2017. Edited by Willer H, Lernoud J. Frick and Bonn: FiBL and IFOAM; 2017.

Ref.2 https://www.ifoam.bio/en/turkey

Ref.3 http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/kanser-koyun-haykirisi-biz-oluyoruz-40456882

Organik Ürün Meselesi

Son zamanlarda en irite olduğum kelime şu “organik” kelimesi. Özellikle sosyal medyada herkes bir organik ürün fanatiği,  herkes bir sağlıklı beslenir, herkes  kendine aşırı dikkat eder oldu. Yanlış anlamayın keşke hepimiz vücudumuza çok iyi baksak, yediklerimizi kontrol edebilsek ama bu son zamanların trend’i bana biraz “takıntı” olmaya başladı gibime geliyor, daha da önemlisi maalesef biz kendi elimizle ve bile bile “organik ürün” endüstrisini yarattık! Bir de bunun bebekli ve çocuklu anne versiyonları var ki sormayın.

Neden Organik Ürün?

Etrafta daha önce adını duymadığımız mercimek unları, nohut unu ve kinoa unu gibi kavramlar hayatımıza girdi ve sanırım bunları kullanmak aşırı “cool” olmaya başladı. Zira bir arkadaşımızın evine gidip kazara dolabında beyaz un görürsek sanki suç işlemişçesine 155 Polis imdat hattını arayıp arkadaşımızı ihbar edeceğiz. Yazımın ilk başında da dediğim gibi organikçi anneler bence işin daha da vahim tarafı. Çünkü gıda endüstrisi öyle bir hal aldı ki, özellikle anneler’i en hassas yerlerinden yani yavrularından yakalayıp instagram üzerinden ne idüğü belirsiz markalar (eminim kaliteli markalar da vardır, sözüm meclisten dışarı) üzerlerinde herhangi bir yasal kontrol olmayan, herhangi bir bakanlık tarafından onaylanmamış ve hangi şartlarda üretildiği bile belli olmayan ürünleri fahiş fiyatlara anneler’e satıyorlar maalesef. Önüne bir de “organik” kelimesi eklenince de gözü kapalı herkes satın alıyor sormadan, sorgulamadan. Hatta o çok satış yapan sayfaların birkaçının internet sitelerine girdim. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU mevzuatına göre ürünlerin üzerinde organik amblemi’nin olması da zorunlu. Yani öyle gidip etiket üzerine organik yazarak organik olunmuyor sevgili İnstagram popüleri üretici arkadaşlar. Ürünlerin eski usüllerle yapılıyor olması onları malesef organik yapmıyor, bu konuda bir anlaşalım öncelikle.

Türkiye’de organik ürün üretimi mümkün mü?

Benim bu konuda kişisel görüşüm, organik meselesine çok takılmamak, daha doğrusu takıntı haline getirip hayatı kendine zindan etmemek. Böyle diyorum çünkü çevremde o kadar çok anne var ki organik takıntısı olan. Bir kere Türkiye şartlarında kontrolleri ne olursa olsun bir şeyin yüzde yüz organik olacağına inanmıyorum. Bu yazıyı yazarken bir kaç kaynak da kurcaladım. Örneğin Amerika Tarım Bakanlığı’nın websitesinde bir ürün’e organik sertifikasının verilme kriterleri açık açık yazılmış ve çok sıkı bir şekilde takip ediliyor. Bazı tekniklerin kullanılmaması (genetik mühendisliği, ışıkla iyonize edilmesi), en yakın tarım alanında kullanılan ilaçlar gibi bir çok kriter var bir ürünün organik olması için. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU bir ürünün organik olması için gereken kriterleri sıralamış. Tek sıkıntı organik sertifikasını veren kurumlarda aslında. Bu kurumlar müteşebbis firmaları ne sıklıkla ve hangi yöntemlerle denetliyor?

Bu arada kavram karmaşası da bu konunun başka bir bacağı. Bizde nedense bir ürün ilaçlanmamışsa ona organik diyoruz. İlaç koymuyoruz ama hibrit tohum kullanıyoruz gerisi hikaye ne de olsa. Sonra etiket fiyatını normal fiyata göre 3 katı yazıyoruz, alın size nur topu gibi bir organik ürün. Yani demem o ki ilaçsız tarım ve organik tarım’ı birbirinden ayırmamız lazım öncelikle.

O yüzden bebeklerimize ve çocuklarımıza yemek yaparken illa organik olsun diye ne idüğü belirsiz yerlerden, üzerinde herhangi bir kontrol ve denetim yapılmayan yerlerden alışveriş yapmayın. Diğer ürünlere öcü muamelesiyle yaklaşmayın. Hiç erişemeyecek durumdaysanız gidin süpermarketlerden alın üzerinde organik yazan ürünleri. Çünkü büyük zincir mağazalar inanın internetteki satıcılardan çok daha ciddi bir şekilde kontrol yapıyorlar. Yani üzerinde organik amblemi olmayan ürünleri raflarına koymazlar bile emin olun. Hatta imkanınız varsa siz yetiştirin. Biz bu yaz yapabildiğimiz kadarıyla her şeyi bahçemizde yetiştirdik. Domates, salatalık, elma, biber, yeşillikler, patlıcan ve kabak. Ve inanın bunları yapmak hiç zor değil. Ayrıca dalından koparılan o salatalığın öyle bir tadı var ki sormayın. Bu arada geçen gün annem pazardan organik domates aldım hem de kilosu 2 lira dedi. Şimdi o kadar çelişkilerle dolu bir cümle ki. Bir kere bu yaz yetiştirdiğimiz domateslerden biliyorum, hiç ilaç kullanmadık ve ortalama da ektiğimizin sadece %20’sini yiyebildik. Diğer kalanları kuş ve böcek arkadaşlarımız yemişler sağolsun 🙂 O sebeple tarım işi zor hatta çok zor. Bu yüzden gerçekten ilaçsız tarım (bakın organik bile demiyorum) yapmak inanılmaz maliyetli ve o emekler de ciddi bir oranda etiketlere yansıyor.

Yazımı Mehmet Öz’ün bir sözüyle bitiriyorum. “Sağlıklı olmanız için %1 bile organik beslenmeniz gerekmez” 🙂

Beslenme konusundaki diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

EK GIDA SÜRECİNE GEÇERKEN HAYATI KOLAYLAŞTIRICI 5 ÜRÜN

Ek Gıda’ya geçtiyseniz, zaten ilk başlarda (bence) oldukça stresli bir süreç oluyor. Bebeğim doydu mu, acaba boğazına bir şey kaçar mı, bu yemekler alerji yapar mı diye sorularla boğuştum durdum ben. Ek Gıda  sürecine başlarken imdadıma yetişen ve çok memnun kaldığım bir kaç üründen bahsetmek istiyorum.
1-Philips Avent Wasabi

Bu makinanın güzelliği; hem pişirme hem de parçalama fonksiyonlarının bir arada olması. Haznenin bir tarafına tüm sebze ve istediğiniz eti koyuyorsunuz ve zaman ayarlamasını yapıyorsunuz. Buharda piştikten sonra hazneyi ters çevirerek istediğiniz kıvam gelinceye kadar parçalayabiliyorsunuz. Hem de çok fazla da bulaşık çıkmamış oluyor 🙂 Ben bu makinede ek gıda sürecinde, her türlü çorbayı hazırladım, et yemeklerini pişirdim. İlk aylarda kurtarıcım oldu. Biz indirim zamanı hepsiburada’dan almıştık ama neredeyse her mağazada var. Zaman zaman indirimler oluyor, takip edin 🙂

Philips Avent Wasabi

2-Munckin Vakumlu Tabaklar

Tabak önerisi olur mu demeyin, kesinlikle olur 🙂 Özellikle bebeğiniz her yemekte tabağıyla oynayıp,bir şeyleri sürekli yere atmaktan keyif alıyorsa bu tabaklar tam size göre. Mama sandalyesine yapıştırıyorsunuz, böylelikle düşme ve kırılma şansı olmuyor 🙂 Biz Joker’den almıştık ama diğer mağazalarda da vardır büyük ihtimalle.

Munchkin Vakumlu Tabak

3-Buharda Pişirici

Bu ürün aslında sadece bebekler için değil, biz evde Demir doğmadan önce de çok sık kullanıyorduk. Besinleri doğrudan suyun içinde haşladığınızda besin değerleri çok azalıyor ve haşlama suyun içinde kayboluyor neredeyse. Bu pişirici sayesinde doğrudan suya temas etmiyor ve suyun buharıyla pişiyor. Besin değerleri de bonus olarak kalıyor 🙂 Bu pişiriciler her türlü tencere için ayarlanabiliyor. Pişiriciye temas etmeyecek şekilde su koyup kapağını kapatıyorsunuz, su kaynamaya başladıktan 1-2 dakika sonra sebzeleriniz hazır. Biz Ikea’dan almıştık, ama Migros ve Carrefour’da da gördüm geçenlerde.

Buharda Pişirici

4-Cam Rende

Şu hayatta en sevmediğin şey ne deseler, rende yapmak derim 🙂 Hele ki o rende, cam rendeyse iş daha da can sıkıcı bir boyutta çünkü rendelemek metal rendelere göre çok daha zor. Ama yine de özellikle meyve rendelemek için besin değerlerini korumak adına cam rendeyle rendelemek öneriliyor. Ek gıdaya başladıktan sonraki ilk 3-4 ayda bol bol kullandık. Sonrasında zaten Demir çiğnemeye başladığı için rendelememize gerek kalmadı.

Cam Rende

5-Meyve filesi

Sen bizim başımıza gelen en güzel şey! 10 Liraya alıp aylarca kullandığım en güzel ürünlerden biri. İçine istediğiniz meyve’yi koyarak bebeğinizin eline verin. Hem meyvelerin suyunu alsın, hem de özellikle diş kaşıma sürecinde diş etleri rahatlasın. Joker, Ebebek ve Mothercare mağazalarında bulabilirsiniz.

Meyve Filesi

Malzemeleriniz hazırsa kemerleri takın, Ek Gıda sürecine başlıyoruz. Ek Gıda tariflerine  buradan ulaşabilirsiniz.