Organik Beslenme Yazı Dizisi – 1

Offf offff, en zor konuya başlıyorum. Uyarayım sizi okuyucular, organik yiyecek  ve organik tarım konusu insanların en hassas olduğu konulardan biri ve ben doğruyu bulmak için sadece kanıtlanmış bilimsel makaleleri kullanacağım. Yazıların içinde ve altında referans makaleleri görebilirsiniz. Özetle bu konuyu merak ediyorsanız, instagramda sürekli sallayan fenomenler yerine gerçekleri takip ediniz.

Organik Tarım –  Giriş

Öncelikle bir kaç bilgi ile başlayalım, tüm bu organik sebze meyve konusu hayatımıza Amerikalılar sebebi ile girdi. DDT isimli toprakta ve sebzelerde kalan böcek ilacını 1960-1970’lerde o kadar hoyratça kullandılar ki, yaptıkları araştırmalarda anne sütünde DDT görünce paniklediler.

DDT yasaklandı 1972’de, Türkiye’de ise çok sonraları hala kullanılmaya devam etti. Hala da kullanlarımız maalesef var. Bu arada Anne-babalarımız organik yiyordu, sağlıklı yiyordu falan diye düşünen varsa; o kadar emin olmasın diyelim. Özellikle büyük çiftçiler üretimlerinde bolca kullandılar.

DDT olaylarından sonra organik yiyecek ve tüketimi popüler oldu.

Örneğin, Avrupa Birliğinin 28 ülkesinde organik üretim yapılan arazilerin toplam tarım arazilerine oranı çok hızlı bir şekilde arttı.1

  • %0,1 – 1985
  • %0,6 – 1995
  • %3,6 – 2005
  • %6,2 – 2015 (bugün neredeyse Türkiye’nin tarım topraklarına eşit bir alanda organik üretim var AB’de
Türkiye’de Durum Nedir?

Türkiye’de ise tarım arazilerinin %85’i küçük çiftçilerde ve bölük pörçük olduğu için, organik tarım yapmak ve maliyetleri düşürmek mümkün değildir.  Türkiye’de 57 bin 560 kişi,523 627 hektarda organik çiftçilik yapıyor. Avrupa Birliğinde %6,2 olan oran, bizde sadece %1,9.2

Bu arada bu %2’lik oranın içinde de bazı örnekleri biliyoruz. Örneğin, beyaz yakalıların çok sevdiği bir çiftlik var Türkiye’de. 2 km yakınında uranyum madeni var, radyasyon ölçümleri sertifikayı bozmasın diye yapılmıyor. Bu sebeple Yapılsa da yer altında gelen suyu ölçmedikten sonra anlamı da yok. 3

Bilimsel devam etmek istediğim için son not, Türkiye’deki saçmalıklara fazla girmeyeceğim ama bu sene bahçesinde 14 ağaç olan bir eve taşındım. Ağaçlardaki meyveler, tam organik olsun diye ne ilaç attım, ne de gübre. Altta sonuçları görün,

  • 3 elma ağacı, 300 kg elma verdi. 10 kilosu hariç hepsi kurtlu 😊
  • Nar ağacı, 9 adet nar verdi ve onları da kurtlar yemeye çalışıp başaramadı.
  • 2 armut ağacı, 40 kg armut verdi. Çoğu iyi durumda idi, eşek arıları ve dev kelebekler yarısını yedi
  • Eriklerin boyları küçük kaldı, örümcek ve karıncalar ile paylaştık.
  • Kiraz, normal kirazların çekirdeği kadar kaldı.
  • Üzümler iyiydi lafım yok.
  • 2 Dut ağacının durumu feci, salyangoz, saka kuşu, örümcek herkes orada.
Organik tarımda şunu gördük, yarısı sana yarısı doğaya; Bu sebeple kimse bana markette tertemiz gözüken, şekilleri düzgün organik meyve aldıramaz.

Dizi bundan sonraki yazılarda konu başlıkları ile ilerleyecek. İkinci yazım, organik yiyecek tüketimi ve insan sağlığı üzerine yapılan çalışmaların tartışılması.

Organik Beslenme konusundaki diğer yazılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Ref.1 Willer H, Schaack D, Lernoud J: Organic Farming and Market Development in Europe and the European Union. In: The World of Organic Agriculture – Statistics and Emerging Trends 2017. Edited by Willer H, Lernoud J. Frick and Bonn: FiBL and IFOAM; 2017.

Ref.2 https://www.ifoam.bio/en/turkey

Ref.3 http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hayat/kanser-koyun-haykirisi-biz-oluyoruz-40456882

Advertisements

Organik Ürün Meselesi

Son zamanlarda en irite olduğum kelime şu “organik” kelimesi. Özellikle sosyal medyada herkes bir organik ürün fanatiği,  herkes bir sağlıklı beslenir, herkes  kendine aşırı dikkat eder oldu. Yanlış anlamayın keşke hepimiz vücudumuza çok iyi baksak, yediklerimizi kontrol edebilsek ama bu son zamanların trend’i bana biraz “takıntı” olmaya başladı gibime geliyor, daha da önemlisi maalesef biz kendi elimizle ve bile bile “organik ürün” endüstrisini yarattık! Bir de bunun bebekli ve çocuklu anne versiyonları var ki sormayın.

Neden Organik Ürün?

Etrafta daha önce adını duymadığımız mercimek unları, nohut unu ve kinoa unu gibi kavramlar hayatımıza girdi ve sanırım bunları kullanmak aşırı “cool” olmaya başladı. Zira bir arkadaşımızın evine gidip kazara dolabında beyaz un görürsek sanki suç işlemişçesine 155 Polis imdat hattını arayıp arkadaşımızı ihbar edeceğiz. Yazımın ilk başında da dediğim gibi organikçi anneler bence işin daha da vahim tarafı. Çünkü gıda endüstrisi öyle bir hal aldı ki, özellikle anneler’i en hassas yerlerinden yani yavrularından yakalayıp instagram üzerinden ne idüğü belirsiz markalar (eminim kaliteli markalar da vardır, sözüm meclisten dışarı) üzerlerinde herhangi bir yasal kontrol olmayan, herhangi bir bakanlık tarafından onaylanmamış ve hangi şartlarda üretildiği bile belli olmayan ürünleri fahiş fiyatlara anneler’e satıyorlar maalesef. Önüne bir de “organik” kelimesi eklenince de gözü kapalı herkes satın alıyor sormadan, sorgulamadan. Hatta o çok satış yapan sayfaların birkaçının internet sitelerine girdim. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU mevzuatına göre ürünlerin üzerinde organik amblemi’nin olması da zorunlu. Yani öyle gidip etiket üzerine organik yazarak organik olunmuyor sevgili İnstagram popüleri üretici arkadaşlar. Ürünlerin eski usüllerle yapılıyor olması onları malesef organik yapmıyor, bu konuda bir anlaşalım öncelikle.

Türkiye’de organik ürün üretimi mümkün mü?

Benim bu konuda kişisel görüşüm, organik meselesine çok takılmamak, daha doğrusu takıntı haline getirip hayatı kendine zindan etmemek. Böyle diyorum çünkü çevremde o kadar çok anne var ki organik takıntısı olan. Bir kere Türkiye şartlarında kontrolleri ne olursa olsun bir şeyin yüzde yüz organik olacağına inanmıyorum. Bu yazıyı yazarken bir kaç kaynak da kurcaladım. Örneğin Amerika Tarım Bakanlığı’nın websitesinde bir ürün’e organik sertifikasının verilme kriterleri açık açık yazılmış ve çok sıkı bir şekilde takip ediliyor. Bazı tekniklerin kullanılmaması (genetik mühendisliği, ışıkla iyonize edilmesi), en yakın tarım alanında kullanılan ilaçlar gibi bir çok kriter var bir ürünün organik olması için. Tarım bakanlığı 5262 SAYILI ORGANİK TARIM KANUNU bir ürünün organik olması için gereken kriterleri sıralamış. Tek sıkıntı organik sertifikasını veren kurumlarda aslında. Bu kurumlar müteşebbis firmaları ne sıklıkla ve hangi yöntemlerle denetliyor?

Bu arada kavram karmaşası da bu konunun başka bir bacağı. Bizde nedense bir ürün ilaçlanmamışsa ona organik diyoruz. İlaç koymuyoruz ama hibrit tohum kullanıyoruz gerisi hikaye ne de olsa. Sonra etiket fiyatını normal fiyata göre 3 katı yazıyoruz, alın size nur topu gibi bir organik ürün. Yani demem o ki ilaçsız tarım ve organik tarım’ı birbirinden ayırmamız lazım öncelikle.

O yüzden bebeklerimize ve çocuklarımıza yemek yaparken illa organik olsun diye ne idüğü belirsiz yerlerden, üzerinde herhangi bir kontrol ve denetim yapılmayan yerlerden alışveriş yapmayın. Diğer ürünlere öcü muamelesiyle yaklaşmayın. Hiç erişemeyecek durumdaysanız gidin süpermarketlerden alın üzerinde organik yazan ürünleri. Çünkü büyük zincir mağazalar inanın internetteki satıcılardan çok daha ciddi bir şekilde kontrol yapıyorlar. Yani üzerinde organik amblemi olmayan ürünleri raflarına koymazlar bile emin olun. Hatta imkanınız varsa siz yetiştirin. Biz bu yaz yapabildiğimiz kadarıyla her şeyi bahçemizde yetiştirdik. Domates, salatalık, elma, biber, yeşillikler, patlıcan ve kabak. Ve inanın bunları yapmak hiç zor değil. Ayrıca dalından koparılan o salatalığın öyle bir tadı var ki sormayın. Bu arada geçen gün annem pazardan organik domates aldım hem de kilosu 2 lira dedi. Şimdi o kadar çelişkilerle dolu bir cümle ki. Bir kere bu yaz yetiştirdiğimiz domateslerden biliyorum, hiç ilaç kullanmadık ve ortalama da ektiğimizin sadece %20’sini yiyebildik. Diğer kalanları kuş ve böcek arkadaşlarımız yemişler sağolsun 🙂 O sebeple tarım işi zor hatta çok zor. Bu yüzden gerçekten ilaçsız tarım (bakın organik bile demiyorum) yapmak inanılmaz maliyetli ve o emekler de ciddi bir oranda etiketlere yansıyor.

Yazımı Mehmet Öz’ün bir sözüyle bitiriyorum. “Sağlıklı olmanız için %1 bile organik beslenmeniz gerekmez” 🙂

Beslenme konusundaki diğer yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.